top of page

Beslenme Biliminde Güvenilir Bilgiye Ulaşmak

“Yumurta kalp için zararlı mı?”; “Süt tüketmek kansere sebep olur mu?” ve benzeri sorular beslenme uzmanları tarafından sık sık gündeme getiriliyor ve tartışılıyor.

Bazı uzmanlar yumurtanın yüksek kolesterol barındırması nedeniyle tüketiminin kardiyovasküler sağlık açısından tehlikeli olduğunu; bazı uzmanlar da kolesterolün sağlık için faydalı olduğunu, bununla birlikte yumurtanın en iyi protein kaynağı olması nedeniyle devamlı tüketilmesi gerektiğini ileri sürüyorlar.

Aynı şekilde bazı uzmanlar sütün içeriğinde kazein denilen kanserojen bir madde olduğunu; bazıları da içilmesinin öncelikle gelişme çağında bulunan çocukların sağlığı açısından birçok faydası bulunduğunu ifade ediyor.

Beslenme önemlidir. Sağlıklı beslenme konusunda bilinçli olunmalıdır.
Beslenmede sağlığımıza zarar veren gıdaların farkında olmalıyız.

Kime inanacağımızı şaşırdık. Literatüre baktığımızda her iki görüşü de doğrulayan araştırmalar ve yığınla bilgi bulmak mümkün. Bu sayede sadece yanlış yiyecekleri tüketmekten değil, aynı zamanda yanlış bilgileri tüketmekten de hasta olduk.

Ancak beslenme konusunda akıllı ve bilinçli birey olursanız kendinizi ve sevdiklerinizi sahte bilimden ve zararlı yiyecek seçimlerinden koruyabilirsiniz.

Onaylama Önyargısından Kurtulmak

Bağlı olduğumuz fikri teyit edecek kanıtlar arama eğilimindeyiz. Buna “Onaylama Önyargısı” denir. Sahip olduğumuz fikirlere aile ve çevremizin etkisi ile uzun yıllar sonucunda ulaşmışızdır; bunları doğru kabul etmek bize doğal gelir. Bu fikirleri, yanlışlandığı zaman değiştirmeye hazır olmaktansa haklı olduğumuzu öğrenme arzusu ile yanıp tutuşuruz. Mesela bize “protein almanın en iyi kaynağının hayvansal gıdalar olduğu” öğretilmiştir. Sorgulamadan yıllarca bu paradigma ile beslenmemizi yönlendiririz. Bir gün haberlerde ya da ciddi bir makalede protein için en iyi kaynağın baklagiller olduğunu gördüğümüzde gülüp geçeriz. Araştırma zahmetine dahi girmeyiz.

Sorgulamadan ve hiçbir mantıklı sebep ortaya koymadan bir fikre körü körüne bağlanmak ne kadar yanlışsa sadece kanıt gösterdikleri için insanların fikirlerini kabul etmemiz de o derece yanlıştır. Bir iddianın iki yönünü de destekleyen çalışmaları internette, medyada bulmak çok kolaydır. Çabamız kendinizin veya başkalarının en başat inanışlarını boşa çıkaracak kanıtlar bulmak olmalıdır. Analitik düşünce bu değil midir?

Beslenme Biliminde Yapılan Araştırmaları Değerlendirme İçin Temel Kriter

Beslenme araştırmaları genel olarak dört yöntem kullanılarak yapılır. Bunlar: Epidemiyolojik yöntem, (Geniş popülasyonu kapsayan uzun süreli ve büyük resmi gösteren çalışmalar), randomize kontrollü çalışma yöntemi (En az bir grup kontrol grubudur), laboratuvar çalışmaları ve meta-analiz (benzer konularda yapılan çok sayıda çalışmayı karşılaştıran ve ortak temalar ortaya çıkaran çalışmalar) yöntemidir.

Bu yaklaşımların her birinin güçlü ve zayıf yönleri vardır. Mesele şu ki: asla tek bir izole çalışmayı “kanıt" olarak almamalıyız. Büyük resmi veren çalışmalara ve bireysel değişkenlere bakan daha küçük çalışmalara bakmak hayati önem taşır.

Örneğin, kırmızı et tüketmenin prostat kanseri riskini artırabilecek bir hormonu yükselttiğini gösteren bir çalışma olduğunu varsayalım. Bu, etin prostat kanserine neden olduğu anlamına gelmez. Ancak bu değişikliği doğrulayan birkaç çalışma varsa ve et yiyen erkeklerin PSA değerinin daha yüksek olduğunu gösteren kontrollü bir çalışma varsa ve birçok ülkede et tüketen erkeklerin prostat kanseri oranlarının daha yüksek olduğunu gösteren uzun vadeli epidemiyolojik çalışmalar varsa, o zaman çok daha eksiksiz bir tablo geliştirmiş oluruz.

Beslenme Biliminde Akıl Çeliciler

Beslenme konusunda aklımızı çelmeye hazır bir çok ajan bulunmaktadır. Bunlar; gıda şirketleri, bazı araştırmacı ve akademisyenler, kamu (hükümet) kurumları ile sahte uzmanlardır.

Büyük gıda sanayi şirketleri, ürünlerinin satışını artırmak için halkın kafasını karıştırmaya yönelik bir menfaate sahiptir. İşlenmiş gıdalar bizim için iyi mi kötü mü? Eğer gerçekten bu konuda kafamız karışıksa dış etkilere açığız demektir. Bu yüzden, bir tavada cızırdayan sanayi sucuğunun veya sosisin yer aldığı TV reklamında, hayat veren protein hakkında duyduklarınıza odaklanırsınız; doymuş yağ ve koruyucu maddeler ile pişirilme esnasında oluşan kimyasal bileşiklerin (Heterosiklik aminler) kansere ve kalp hastalığına dair küçük ayak seslerini görmezden gelirsiniz.

Büyük gıda şirketleri kendi politikalarına uygun bir etki iklimi yaratmak için bazı bilim adamlarını (araştırmacı) ve akademisyenleri kullanmaktan çekinmezler. Bu ajanlar, yanıltıcı makaleler yayınlayarak, aldatıcı araştırmalara imza atarak maaşlarını ödeyen gıda şirketlerine sırt çıkabilmektedir.

Gıda Enndüstrisi beslenme konusunda bizi menfaatleri doğrultusunda yönlendirmek için çaba sarfeder.

Örneğin: Lesser ve Ebbeling’in 2007 yılında yayınladıkları bir makalede; süt, meyve suyu ve sodanın sağlığa etkileri üzerine yapılan 206 makalenin bir incelemesi yapılmıştır. Bu çalışmalardan 111'i, söz konusu içeceklerin üreticilerinden araştırmanın finansmanının bir kısmı veya tamamı alınarak gerçekleştirilmiştir. Fon alan hiçbir çalışma soda, meyve suyu veya süt tüketmekle ilgili kötü bir bulgu göstermemiştir. 95 tarafsız makalenin ise % 37'sinde zararlı oldukları yönünde kanıt bulunmuştur. Makalenin vardığı sonuç şu: Beslenmeyle ilgili bilimsel makalelerin endüstri tarafından finanse edilmesi, sonuçları sponsorların ürünleri lehine önyargılı hale getirebilir ve halk sağlığı için potansiyel olarak önemli sonuçlar doğurabilir. Yazarlar sonuç bölümünde hafif ifadelerle kandırılabileceğimizi ve dikkatli olmamız gerektiğini söylemiyorlar mı? Sponsorluk çok yaygın; çünkü kar etik dinlemiyor.

Diğer bir akıl çelici kamu kurumlarıdır. Kamu kurumlarının bize yalan söylemeyeceğini, bizi yanıltmayacağını veya sağlığımız için çok önemli olabilecek bilgileri gizlemeyeceğini düşünebilirsiniz. Ne de olsa hükümet halk tarafındandır; halk içindir ve bu nedenle yanlış pazarlama iddialarına duyarsız değildir. Hiçbir şey gerçeklerden daha uzak olamaz. Hükümet kurumları kar eden büyük sanayi şirketlerini destekler ve onlara yardımcı olurlar; çünkü vergiye ve istihdam yaratılmasına ihtiyaçları vardır. Bunun aksi olsaydı hiçbir işlenmiş gıdayı market raflarında görmez, alkol ve şekerli içeceklerin (Coca Cola, meyve suyu, Pepsi vb.) satışı serbest olmazdı.

Diğer yandan giderek artan bir şekilde gazeteciler ve blogcular toplumumuzdaki yeni sağlık guruları haline geliyorlar. Bu gurular toplumun ilgisini çekecek her habere hemen atlıyorlar. Kanıta çok ihtiyaçları yok. Arkalarında takipçileri olduğu sürece sonuçlarını düşünmeden doludizgin gidebiliyorlar.

Beslenme konusunda kendimizi ve sevdiklerimizi korumak için bu akıl çelicilere karşı uyanık olmakta da bizim menfaatimiz var.

Beslenme Bilimini Sindirmek İçin Beş İpucu

Bilgi deryası içinde doğru bilgiye ulaşmanın çok zor olduğu bir çağda bulunuyoruz; birçok insan ya da kuruluş diyet ve sağlıkla ilgili belirsizliği ve karışıklığı kullanarak bu durumdan yararlanıyor. Beslenme biliminde uzman olmak için hiçbirimizin zamanı yok; bu nedenle kolayca yönlendirilebiliyoruz. Bu kıskaçtan kurtulmamız için güvendiğimiz kurumlarda bize yol göstermeye niyetli gözükmüyor. İş başa düşüyor. Kendi sağlığımızın kontrolünü elimize almamız yapmamız gereken en önemli işlerden biri. Sağlıktan önemli ne olabilir ki!

Ne yediğiniz kadar önemli bir şey söz konusu olduğunda, zihnimizi yeniden programlayarak beslenmemizi sorgulamalıyız. Beslenme konusunda ortaya çıkan haberleri teste tabi tutmak için John Mackey’nin “The Whole Foods Diet” kitabında yazdığı basit kuralları kullanabiliriz;

1. Kaynağa Gidin

Bir gazete, blog veya televizyonda yayımlanan dramatik bir başlığa aldanmayın. Hikayenin özünü okuyun ve gerekirse gerçek çalışmayı kontrol edin. Ne kadar farklı olabileceklerine şaşırabilirsiniz.

2. Arkasında Kim Olduğunu Sorun

Pazar insan sağlığını tehdit eden birçok gıda ile dolu. Gıda şirketlerinin amentüsü kar etmek. Bu nedenle gıda şirketi ürünlerini iyi gösteren araştırmaları, çalışmaları başlatıyor, finanse ediyorlar.

Araştırmanın arkasında kim olduğunu sorgulayın. Bazen bazı araştırmacılar araştırmayı fonlayanı saklayabiliyor; böyle durumlarda “parayı takip” edin. Bu araştırmanın sonuçları en çok kimin işine yarıyor?

Belirli çıkar gruplarına uygun sonuçlar elde eden çalışmalar tasarlamanın ne kadar basit olabileceğini asla küçümsemeyin.

3. Ne Kadar İyi Tasarlandığını Düşünün

Şeytan genellikle ayrıntılardadır ve çalışma tasarımı önemlidir. İlk olarak araştırmanın içeriğine bakın: Tereyağı senin için iyi mi? Margarinle karşılaştıran bir çalışma tasarlarsanız, sonuç size tereyağının nihai besin değerinden daha fazla şey söyleyebilir.

Hayvansal Besinler ve Haberler
Binlerce Tersini Gösteren Kanıta Rağmen "Terayağı Yiyin"

Gazeteciler, özellikle şaşırtıcı veya şok edici bir başlık bulurlarsa bu tür şeylere atlarlar. Örneğin, Haziran 2014 tarihli Time dergisi kapağı bize tereyağı yememizi söyledi! Hayvansal kaynaklardan elde edilen doymuş yağın sağlığımız için tehlikeli olduğunu gösteren yüzlerce bilimsel makale bulunmasına rağmen… Birçok bilim adamı, bu makalenin, aksine çok sayıda kanıtı görmezden geldiğini göstermiştir. Buna rağmen internete girdiğinizde bu haber karşınıza çıkabilir; bu konuda uyanık değilseniz bu haber sizi yanlış kanıya sürükleyebilir.

4. Tek Çalışmaya Güvenmeyin

Beslenme söz konusu olduğunda, tek çalışmalara daha büyük eğilimler ışığında bakılmalıdır. Doğrulayıcı çalışmalar var mı? Konuyla ilgili pek çok çalışmadan yalnızca biriyse, tek bir çalışmayı çok ciddiye almayın; Genel eğilimlere güvenin. Yüzlerce çalışma rafine şekerleri sağlık sorunlarına dahil ediyorsa ve iki aykırı değer onları temize çıkarıyorsa, bunu tatlı siparişi vermek için bir gerekçe olarak kullanmayın.

5. Güvenilir Kaynaklar Bulun

Bu son ipucu en önemlisi. Çok azımız beslenmeyi kendi başımıza araştırmak için zamana veya uzmanlığa sahibiz. Bize doğru bilgiyi vermek için güvenilir kaynaklar bulmalıyız. İleride bu blogda bahsedeceğimiz uzmanlar, daha iyi sağlık arayışınızda size yardımcı olabilirler.


Faydalanılan Kaynaklar:

1. John Mackey, Alona Pulde, Matthew Lederman, (2017), The Whole Foods Diet: The Lifesaving Plan for Health and Longevity

2. Garth Davis, (2016), Proteinaholic: How Our Obsession with Meat Is Killing Us and What We Can Do About It

3. Lenard I. Lesser1, Cara B. Ebbeling, (2007), Relationship Between Funding Source and Conclusion among Nutrition-Related Scientific Articles

73 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

Comments

Rated 0 out of 5 stars.
No ratings yet

Add a rating
bottom of page