top of page
Yeşil Yazılar logosu, kitaplar ve bilinçli yaşam temalı

12 Dakikalık Kitap Özeti

12 dakikalık kitap özeti sayfasına hoş geldiniz. Kitap özetini okuyabilir, PDF formatında indirebilir ve dinleyebilirsiniz. 

Özeti hazırlanan Kitabın Kapak Resmi

Öfke Üzerine - Kitap Özeti

De Ira

Lucius Annaeus Seneca

Yayın Zamanı  : 

26 Ekim 2026

Dinleme Süresi:

18:12

Kategori: 

Etik ve Felsefe

"Öfke Üzerine" Özeti


Öfkeliyken haklılığımızdan pek kuşku duymayız. Söylediklerimizin ve yaptıklarımızın bedeli ise çoğu zaman sonradan ortaya çıkar. Seneca, kardeşi Novatus’a seslendiği Öfke Üzerine’de bu sorunu ele almaktadır: İnsan, haksızlık karşısında kendini kaybetmeden nasıl davranabilir? Üç kitap boyunca öfkenin niteliğini, nasıl doğduğunu ve hangi yollarla yatıştırılabileceğini araştırmaktadır. Seneca’nın amacı, öfke karşısında yargımızı ve insanlarla ilişkilerimizi nasıl koruyabileceğimizi göstermektir.


I. Kitap — Öfkenin Nitelikleri


Öfke Üzerine’nin (De Ira) birinci kitabı, öfkenin nasıl bir tutku olduğunu ve akılla neden çatıştığını ele alır. Seneca, öfkeyi en çirkin ve vahşi tutkulardan biri olarak görmekte, kısa süreli bir deliliğe benzetmektedir. Öfkeli insan kendini denetlemekte zorlanır, öğütlere kulaklarını kapatır ve karşısındakine zarar vermek uğruna kendisini de tehlikeye atabilir.


Öfke bedende de kendini belli eder. Gözler parlar, yüz kızarır, dudaklar titrer, dişler sıkılır; soluk alıp verme ve hareketler düzensizleşir. Seneca, bu görünümü deliliğin belirtileriyle karşılaştırmaktadır. Öfkenin yıkıcılığını ise tek bir insanın davranışlarıyla sınırlı görmemektedir. Kitapta şehirlerin yıkılması, toplulukların katledilmesi ve devletlerin çöküşü de öfkenin yol açtığı felaketler arasında sayılır.


Öfke (ira) ile öfkelenmeye yatkınlık aynı şey değildir. Seneca, bu ayrımı sarhoş olmakla içkiye düşkün olmak arasındaki farka benzetmektedir. Biri belirli bir anda yaşanan durumu, diğeri ise bu duruma kolayca kapılma eğilimini anlatır. Öfkelenmeye yatkın bir insan, her an öfkeli değildir.


Öfkeyi diğer tepkilerden ayıran, haksızlığa uğradığımızı düşünüp karşılık vermek istememizdir. Bu yüzden ilk irkilme veya bedensel tepki, tek başına öfke sayılmaz. Seneca, öfkeyi akla aykırı bulmakla birlikte onun ancak yargıda bulunabilen bir varlıkta ortaya çıkabileceğini savunmaktadır. Hayvanların saldırganlığını bu anlamda öfkeden ayırmaktadır: Hayvanlar hırçınlaşabilir, korkabilir veya kendilerini korumak için saldırabilir; fakat insanlardaki gibi haksızlığa uğradıklarına hükmedip intikam almaya karar vermezler. Burada belirleyici olan, insanın yaşadığı olay hakkında bir yargıya varmasıdır.


Seneca, insan doğasını yardımlaşmaya ve ortak yaşama yatkın görmektedir. İnsanları birbirine düşüren öfke, bu doğayla çatışır. Yanlış yapanları düzeltmek gerekir; ancak onları düzeltme işi de öfkenin eline bırakılamaz. Hekim hastasını iyileştirmek için gerektiğinde acı veren bir müdahaleye başvurur, fakat bunu hastasına düşman olduğu için yapmaz. Ceza da aynı biçimde, aklın yönettiği bir düzeltme amacı taşımalıdır.


Peki, cesur davranmak için öfkeye ihtiyaç var mıdır? Seneca, Aristoteles’in öfkeyi yararlı bir yardımcı olarak gören düşüncesini kabul etmemektedir. Akla boyun eğen öfke, tutkunun ölçüsüzlüğünden uzaklaşmış olur; akla boyun eğmeyense emir dinlemeyen bir asker gibi davranır. Böyle bir güce güvenen, onun ne zaman ve kime yöneleceğini denetleyemez.


Seneca, bu ayrımı savaş örnekleriyle açıklamaktadır. Cermenlerin ve Tötonların cesareti, Roma ordularının hazırlığı ve disiplini karşısında yeterli olmaz. Fabius Maximus’un Hannibal karşısındaki sabrı ise öfkeye kapılmadan da kararlı davranılabileceğini gösterir. Ailesini veya ülkesini koruyan insan için de aynı durum geçerlidir. Ne zaman harekete geçeceğini öfkesi yerine aklı ve görev bilinci belirleyebilir.


Bilge kişi, hata yapana düşmanlık beslemek yerine yanlışını düzeltmeye çalışır. Yolunu kaybetmiş birine yardım eder gibi yaklaşır. Sokrates’in öfkeli olduğu için kölesini cezalandırmayı ertelemesi, yargının tutkuya bırakılmaması gerektiğini gösteren örneklerden biridir. Seneca, cezanın geçmişin intikamını almak yerine gelecekteki yanlışları önlemeyi amaçlaması gerektiğini vurgulamaktadır.


Akıl, gerçeği öğrenmek için kararını erteleyebilir. Öfke ise acele eder; yanıldığı ortaya çıktığında bile kendi hükmünü savunur. Seneca, Gnaeus Piso’nun hikâyesini bu inadı göstermek için anlatmaktadır. Piso, bir askerin arkadaşını öldürdüğünü düşünerek idamını emreder. Öldüğü sanılan asker geri döner. Masumiyet kanıtlanınca kararını düzeltmesi beklenir. Oysa Piso, mahkûm ettiği askeri, geri dönen arkadaşını ve infazı durduran komutanı ayrı gerekçeler öne sürerek idam ettirir. Öfke, burada adaleti sağlamak yerine verilen yanlış kararı savunmanın aracına dönüşür.


Seneca, öfkenin insan ruhunu yüceltmediğini, hastalıklı biçimde şişirdiğini belirtmektedir. Öfke dışarıdan cesaret gibi görünebilir; fakat gözü karalıkla cesaret, kibirle ruh yüceliği aynı şey değildir. İnsanlar kendilerinden korktuğu sürece nefret edilmeyi önemsemeyen tiranların tehditleri de bu açıdan ele alınır. Başkalarını sindirmek, insanın kendi içindeki zayıflığı ortadan kaldırmaz. Ruh yüceliği ise iyilikle ve kolayca sarsılmamakla kendini gösterir.


Öfke ne kadar güçlü görünürse görünsün insana ahlaki bir üstünlük kazandırmaz. Bu üstünlük erdemden gelir.


II. Kitap — Öfkenin Kaynakları


Seneca, ikinci kitapta öfkenin nasıl doğduğunu ve onu hangi noktada durdurabileceğimizi incelemektedir. Öfkenin istemsiz bir refleks olmadığını, zihnin verdiği onayla geliştiğini savunmaktadır. Bu nedenle eğitim, alışkanlıklar ve olayları yorumlama biçimimiz üzerinde durmaktadır.


Bir haksızlık karşısında ani irkilme, yüzümüzün kızarması veya bedenimizin titremesi kendiliğinden gerçekleşebilir. Seneca, bu ilk kıpırtıları doğrudan öfkeyle bir tutmamaktadır. Öfke, haksızlığa uğradığımız izlenimini benimseyip karşılık vermemiz gerektiğine hükmettiğimizde gelişir. Olaydan etkilenmekle, ardından gelen cezalandırma isteğine katılmak ayrı şeylerdir. Seneca, öfkeyi değiştirme imkânını bu ayrımda görmektedir.


Bu süreçte üç aşama gerçekleşir. Önce istemsiz bir sarsılma yaşanır. Ardından zarar gördüğümüz ve öç almamız gerektiği düşüncesine onay veririz. Son aşamada ise gerekli olsun olmasın karşılık vermek isteyen, aklı dinlemeyen kontrolsüz bir ruh hâline ulaşırız. İlk bedensel tepkiyi her zaman engelleyemeyiz; fakat ardından verdiğimiz onay üzerinde çalışabiliriz. Seneca’nın asıl ilgilendiği, ilk kıpırtıyı kendi yargımızla büyüttüğümüz bu geçiştir. İlk sarsıntıyı yaşamış olmamız, sonrasında ne yapacağımızı tek başına belirlemez.


Acımasızlığın kaynağı her zaman öfke değildir. Haksızlığa uğradığını düşünmeden insanlara eziyet etmekten hoşlanan kişi, gaddarlığa yönelmiştir. Seneca, sık tekrarlanan öfkenin insanı bu noktaya taşıyabileceğini söylemektedir. Böyle birinde başlangıçtaki incinmenin yerini, başkasına acı çektirmekten alınan haz alır.


Yanlışların bu kadar yaygın olduğu bir dünyada her hataya öfkelenmek, insanı sürekli huzursuz eder. Bilge kişi, kötülükle mücadele etmek için bu huzursuzluğa ihtiyaç duymaz.


İnsanların yanılabilirliğini hesaba katmak, bu huzursuzluğu azaltır. Seneca’ya göre insanlığın ortak kusurlarına ve cehaletten doğan hatalara öfkelenmek anlamsızdır; çünkü kimse bilge doğmaz ve insan doğru davranmayı zamanla öğrenir. Bilge bir insan, tıpkı hastalarına merhametle yaklaşan bir hekim gibi, hata yapanlara düşmanlık beslemek yerine onları şefkatle ıslah etmeye çalışır. Bu anlayış, yanlışları görmezden gelmeyi gerektirmez. Yanlış yapanın da yanılabilir bir insan olduğunu hatırlamak gerekir.


Seneca, öfkeyle mücadelede iki amaç belirlemektedir: Öfkeye kapılmayı önlemek ve öfke başladığında yanlış davranmaktan kaçınmak. Çocukluk eğitimi, ilk alışkanlıkların oluşmasında önemlidir. Yetişkinlikteyse yerleşmiş tepkileri değiştirmek gerekir. Seneca, mizacı açıklarken sıcaklık, soğukluk ve dört element gibi döneminin düşüncelerinden yararlanmaktadır. Kitaptaki açıklamaya göre ateş unsurunun baskın olduğu sıcak mizaçlar öfkeye daha yatkındır. Yaş, hastalık, yorgunluk, açlık ve şarap tüketimi de bu yatkınlıkla ilişkili olarak ele alınır. Bunlar, Seneca’nın dönemin beden ve mizaç anlayışından yararlanarak yaptığı açıklamalardır.


Yetişme biçimi de bu yatkınlığın oluşmasında etkilidir. Seneca, çocukların aşağılanmadan ve yetenekleri köreltilmeden büyütülmesini istemekte; her isteklerinin yerine getirilmesini ise sakıncalı bulmaktadır. Sürekli ayrıcalık gören çocuk, reddedilmeyi veya başkalarıyla eşit tutulmayı haksızlık olarak değerlendirebilir. Çocuklar çevrelerindeki yetişkinleri de örnek alır; verilen öğütle gösterilen davranışın birbirini desteklemesi bu yüzden önemlidir.


Yetişkinlikte ise öfkeyi başlatan yorumlarımıza dikkat etmek gerekir. Birinin yüz ifadesinden, kısa konuşmasından veya selam verişinden hemen düşmanca bir niyet çıkarmak, doğrulanmamış bir izlenimi suçlamaya dönüştürebilir.


Seneca, bu nedenle duyduğumuz her şeye hemen inanmamayı, karşı tarafı dinlemeyi ve karar vermeden önce zaman kazanmayı önermektedir. Bize bir şey anlatan kişi bizi yanıltabilir; kendisi de yanlış anlamış olabilir. Kendi gözümüzle gördüğümüz bir davranışta bile niyet ile sonucu ayırmak gerekir. Bir nesneye veya hava koşullarına kızdığımızda da ortada kişisel bir saldırı bulunmadığını unuturuz. Her aksilik bize karşı yapılmış bir haksızlık değildir.


Kendi hatalarımıza bakmak da yargımızı değiştirir. Başkasının sözünden incindiğimizde benzer sözleri daha önce söyleyip söylemediğimizi düşünebiliriz. Seneca, kendimizi kolayca bağışlarken başkalarını sertçe suçlamamızdaki çelişkiyi göstermektedir. Beklentilerimiz de bu çelişkiyi besler. İnsanların hiç yanılmamasını, dostlarımızın bizi hiç üzmemesini veya herkesin bize istediğimiz gibi davranmasını beklersek hayal kırıklığını haksızlık sayabiliriz. Karşılaşabileceğimiz güçlükleri önceden hesaba katmak, onları daha ölçülü karşılamamıza yardım eder.


Sürekli rahatlık aramak, en küçük pürüzü bile dayanılmaz görmemize neden olabilir. Seneca, alıştığımız konfor bozulduğunda verdiğimiz tepkiyi bu açıdan ele almaktadır. Başkasının ihtiyaçlarıyla karşılaşmak veya işlerimizin gecikmesi, dünyanın bize karşı birleştiği anlamına gelmez. Seneca, insanları aynı bütünün parçaları olarak görmekte; birbirimize zarar verdiğimizde ortak yaşamı da bozduğumuzu düşünmektedir. Sabrın amacı kendi huzurumuzu korumakla sınırlı değildir. Başkalarıyla adil ilişkiler kurmamıza da hizmet eder.

Öç almak ise yaşanan acıyı uzatabilir. Karşılık verme isteği, küçük bir olayı yeni saldırılara ve daha büyük kayıplara taşıyabilir. Seneca, özellikle güç dengesinin eşit olmadığı durumlarda öfkeyi göstermenin ağır sonuçlarına dikkat çekmekte; bazı insanların yakınlarını korumak için öfkelerini gizlediğini aktarmaktadır. Karşılıklı öfke, çatışmayı sürdürmek için yeni gerekçeler üretir. Beklemek, hem olayın gerçeğini araştırmaya hem de zarar veren bir çatışmadan çıkmaya fırsat tanır.


III. Kitap — Öfkenin Çaresi


Üçüncü kitapta sıra, öfkeyi önleme ve yatıştırma yollarına gelir. Seneca, tarihsel örneklerden yararlanarak hem kendi öfkemizle hem de başkalarının öfkesiyle nasıl başa çıkabileceğimizi açıklamaktadır.


Seneca, herkes için aynı yöntemin işe yaramayacağını baştan belirtmektedir. Kimi insan ricayla yumuşar, kimi uyarıyla durur; bazı durumlarda ise önce zaman kazanmak gerekir. Öfke çok yükselmişse doğrudan karşı çıkmak onu daha da büyütebilir. Müdahalenin biçimi kadar ne zaman yapıldığı da önem taşır.


Öfkenin topluca yaşanabilmesi tehlikeyi artırır. Bir kalabalık, kendisini harekete geçiren kişinin bile denetiminden çıkabilir. Ev içindeki gerilimde de yöneticilerin ve toplumların taşkınlıklarında da benzer bir ölçüsüzlük vardır. Sakin veya eğitimli olmak, insanı öfkeden bütünüyle korumaz. Kendi öfkesini haklı ve zararsız sayan kişinin de davranışlarını gözden geçirmesi gerekir.


Öfkeyle başa çıkmak için önce ondan ne beklediğimize bakmak gerekir. Seneca, öfkeyle verdiğimiz zararın çoğu zaman bizi kızdıran ilk kaybı aştığını söylemektedir. İnsan, kırılan bir eşya yüzünden bir ilişkisini yitirebilir; duyduğu bir sözü cezalandırmaya çalışırken kendi güvenliğini tehlikeye atabilir. Yalnızca haklılığına odaklanmak bu bedeli görünmez kılar. Sonuçları önceden düşünmek ise insanın kendisini güçlü hissettiği anda bile durmasına yardımcı olabilir.


Gündelik hayatımızı nasıl düzenlediğimiz de öfkeye ne kadar açık olduğumuzu etkiler. Gücümüzü aşan işlere girişmek, her şeye yetişmeye çalışmak ve gerçekleşmesi zor beklentiler taşımak, sürekli engellendiğimizi hissetmemize yol açabilir. Seneca, üstlenilecek işle onu yapacak kişinin gücünün birlikte değerlendirilmesini uygun bulmaktadır. Bitkin düşmemek, dinlenmeye yer açmak ve sakinleştirici uğraşlara yönelmek de bu düzenin parçalarıdır. Seneca, şiiri ve müziği zihnin sertliğini azaltabilecek etkinlikler arasında anmaktadır.

Birlikte yaşadığımız insanların etkisi de önemlidir. Sürekli kavga eden veya bizi kışkırtan bir çevre, eski tepkilerimizi besleyebilir. Sakin ve açık sözlü kişilerle ilişki kurmaksa farklı davranışları öğrenmemize yardım eder. Ancak dostlukla dalkavukluğu ayırmak gerekir. Her söylediğimizi onaylayan insanlar, kendimizi daima haklı görme alışkanlığımızı güçlendirebilir. Seneca, sakin zamanlarımızda dostlarımızdan yardım istememizi ve öfkelendiğimizde bizi uyarmalarına izin vermemizi önermektedir.


Hangi durumlarda daha kolay parladığımızı bilmek de önemlidir. Kimi küçümsendiğini düşündüğünde, kimi bilgisine veya görünüşüne yönelik bir söz duyduğunda öfkelenir. Herkes aynı sözden veya davranıştan incinmez. Hassasiyetlerimizi fark etmek, öfkenin ilk işaretlerini daha erken yakalamamızı sağlar. Hakkımızda söylenen her sözü araştırmak ise yeni incinmelere yol açabilir. Seneca, bazı sözlere aldırmamayı, bazılarını şakayla karşılamayı, bazılarını da bağışlamayı önermekte; her duyduğumuzu bir hesaplaşmaya dönüştürmemizi istememektedir.


Öfke başladığında ilk çare yine beklemektir. Zaman, olayın büyüklüğünü ve karşıdakinin niyetini daha iyi görmemizi sağlayabilir. Seneca, davranışların nedenlerini araştırırken kendimizi karşımızdakinin yerine koymamızı istemektedir. Dışarıya yansıyan hareketlerimizi değiştirmek de bu çabaya eşlik eder: Sesi yumuşatmak, yüzü gevşetmek ve adımları yavaşlatmak, içimizdeki karışıklığın yatışmasına yardım edebilir. Seneca, öfkenin her belirtisini dışa vurmanın zorunlu olduğu düşüncesine karşı çıkmakta; ilk dürtünün davranışa dönüşmesini geciktirmeyi amaçlamaktadır.


Kralların ve güçlü kişilerin öykülerinde öfkenin sonuçları daha ağırdır. İskender’in yakın dostunu öldürmesi, iktidarın insanı kendi taşkınlığından korumaya yetmediğini gösterir. Seneca, büyük bir korku karşısında öfkesini gizleyebilen insanları da örnek vermekte; bu olayları kendine hâkim olmanın mümkün olduğunu göstermek için kullanmaktadır.


Bir davranışın isteksizlikten mi, güç yetirememekten mi kaynaklandığını ayırmak gerekir. Yorgunluk veya alışık olunmayan bir işte zorlanmak, kötü niyet sanılabilir. İnsan önce öfkelenip sonra kendisine gerekçe aradığında yanlışını kabul etmekte daha çok zorlanır. Öfkesinin büyüklüğünü haklılığının kanıtı gibi görmeye başlar.


Karşılaştırma ve doyumsuzluk da öfkeyi besler. Bir dostumuzun bize yaptığını başkasına yaptığından az bulabilir, bize verilen görevi beklediğimizden düşük görebiliriz. Elde ettiğimiz şey, sevineceğimiz bir kazanım olmaktan çıkıp eksikliğin kanıtına dönüşür. Seneca, bu durumda beklentilerimizi incelememizi istemektedir. Gerçekten haksızlığa mı uğradık, yoksa her şeyin bize verilmesini mi bekledik? İsteklerimizin karşılanmamasıyla bize zarar verilmesi arasındaki farkı görmek, yargımızı değiştirebilir.


Para, eşyalar ve küçük rahatlıklar uğruna çıkan kavgalar da aynı açıdan ele alınır. Kırılan bir kap veya hoşumuza gitmeyen bir ses, bir insanı ağır biçimde cezalandırmanın gerekçesi olabilir. Seneca, özellikle başkaları üzerinde yetkisi bulunan kişilerin bu ölçüsüzlüğünü sorgulamaktadır. Kendi özgürlüğünü isteyen insanın, evindekilerin konuşmasına bile tahammül edememesindeki tutarsızlık dikkat çekicidir. Öfkenin konusu kadar o konuya verdiğimiz ağırlığı da gözden geçirmek gerekir.


Bu değerlendirmeyi düzenli hâle getirmenin bir yolu, gün sonunda kendimizden hesap sormaktır. Seneca, Sextius’un uygulamasını anlattıktan sonra kendisinin de gün içindeki sözlerini ve davranışlarını gözden geçirdiğini aktarmaktadır. Hangi tartışmada gereğinden sert konuştuğuna, kimi düzeltmek isterken incittiğine bakmaktadır. Amaç, hatayı örtmeden kabul etmek ve onu tekrarlamamak için kendine yol göstermektir. Söylediğimizin doğruluğu kadar söyleyiş biçimimiz ve karşıdaki kişide bıraktığı etki de bu değerlendirmenin parçasıdır.

Başkası öfkelendiğinde ise ilk anda uzun öğütlere girişmek işe yaramayabilir. Seneca, önce zaman kazanmayı ve kişinin dikkatini başka yöne çekmeyi önermektedir. Zarar verebileceği araçları uzaklaştırmak veya doğrudan müdahale etmek de gerekebilir. Augustus’un, bir kabı kırdığı için kölesini öldürtmek isteyen Vedius Pollio’yu durdurması bu tür bir müdahalenin örneğidir. Burada amaç, öfkeli kişiyi yatıştırmanın yanında tehlikedeki insanı korumaktır. Kullanılacak yol, durumun ağırlığına göre değişir.


Seneca, kitabın sonunda bütün bu çabaları yaşamın kısalığıyla ilişkilendirmektedir. Kavgayla geçirdiğimiz anlar ömrümüzden çalınmış günlerdir. Birini cezalandırmayı düşünürken dostluklara ve yararlı işlere ayırabileceğimiz zamanı harcarız. Seneca, hem öfkelenenin hem de öfkenin yöneldiği kişinin ölümlü olduğunu hatırlatmaktadır. Bu ortak sonu düşününce birbirimizi ezmek için harcadığımız emek de başka türlü görünür. Geriye kalan yaşamı nasıl geçireceğimiz sorusu, intikamdan vazgeçmek için son bir gerekçe sunar.

Öfkeyi erken fark edip kendimize zaman tanımak, kısa yaşamımızı düşmanlığa harcamamak için bir başlangıçtır.


Sonuç


Öfke Üzerine, haksızlık karşısında nasıl karar verdiğimizi sorgulayan bir eserdir. Seneca, ilk tepkiden sonra düşünmeye yer açmayı ve yapılması gerekeni öç alma isteğinden ayırmayı önermektedir. Kendimizi korumak, başkasına gereksiz yere zarar vermemizi gerektirmez. Bir tartışmada öfkemizi yenmek, son sözü söylemekten daha fazla çaba isteyebilir. Böylece o tartışma, sonraki günlerimizi de belirlemeye devam etmez.


İlgili Yazılar


👉 Öfke Kontrolü Nasıl Yapılır?


👉 Stoacılık Yazıları


👉 Lucius Annaeus Seneca Kimdir: Hayatı, Sürgünleri, Felsefesi ve Kitapları

EN POPÜLER KİTAP ÖZETLERİ

ABONE OLUN, ÜCRETSİZ KURGU DIŞI KİTAP E-POSTA BÜLTENİNE KATILIN

Aboneliğiniz icin teşekkurler!

© 2026 Yeşil Yazılar - Tüm Hakları Saklıdır. İçerikler İzinsiz Kullanılamaz ve Çoğaltılamaz.

TAKİP ET

X (Tweeter)
İnstagram
whatsapp
birol_saglam_resmi

İletişim

Birol Hakkında

Felsefeyi, öğrenmeyi, araştırmayı, fotoğraf çekmeyi ve seyahat etmeyi seviyorum.​ Tarih, edebiyat, biyografi konularının yanı sıra son yıllarda ilgimi çeken stoacı yaşam felsefesi ile beslenme konuları hakkında okumaktan, yazmaktan ve ulaştığım sonuçları paylaşmaktan hoşlanıyorum. Söz konusu alanlarda kafa yormak beni mutlu ediyor. Voltaire’in dediği gibi “Mutlu olmaya çalışıyorum, çünkü sağlık için iyi olduğu anlaşılıyor”

SAYFALAR

bottom of page